08 Şubat 2013

Canan Tan - PİRAYE


Uzun bir süredir kendimi kitap okuma ve film izleme işine sarmış durumdayım. Yapım gereği ise birşeylerden çok çabuk sıkılan bir insanımdır, yani gündelik şeylerde beni sarmayan bir konu varsa hemen ordan uzaklaşabilirim. O yüzden filmleri de kitapları da ona göre seçmeye özen gösteriyorum. Almadan önce forumlarda yorumları okuyup, genel bir fikir edindikten sonra başlıyorum. 

Sizlerle her konu hakkında payalaşımlarda bulunmak istediğimi söylemiştim. Okuduğum kitaplar arasında beni benden alanları bahsetmezsem olmaz diye düşünüyorum.

Canan TAN - "Piraye"....

Bu kitabın ben de bıraktığı izler gerçekten çok fazla, hemen hemen her cümlesinde her sayfasında kendime yakın bulduğum yerler oldu. Ve itiraf etmem gerekir ki, kitabı bitirmem sadece iki günümü aldı ve son sayfasında kafamı yastığa koymuş kitaba sarılıp ağlarken buldum kendimi. Neydi içimi bu kadar sızlatan bu romanda, neydi beni etkileyen bilmiyorum , ama kitabı okurken sanki her şeyi ben yaşıyormuş gibi bir hisle sonuna geldim. Bu kadar etkisinden bahsetmişken , içeriğini de kısaca söylemek isterim.




Kitabın konusu aslında bir aşk hiyakesi. Piraye İstanbullu ve babası dişçi olan bir kızdır. Hatice isminde bir ablası vardır. Ablası evli, iki çocuğu olan ama ne yazık ki kocası tarafından aldatıldığı için sürekli evini terkedip baba evine gelen biridir. Piraye de babası gibi Diş Hekimliği Fakültesine gider, ve orda arkadaşı olmayacağı için üzülürken Esin diye eski bir okul arkadaşına rastlar ve onunla samimi olurlar. Piraye çok güzel bir kızdır ve okulda çok talibi vardır. Hatta yakın bir erkek arkadaşı bile ona aşıktır. Ama Piraye, Haşim isminde Diyarbakırlı bir ağa çocuğuna aşık olur. Haşim'in ailesi çok katı kuralları olan , yöresel adetlere sahip ve onların dışına çıkmayan bir yapıya sahiptir. Piraye her ne kadar arada gelgitler yaşasa da, Haşim ile evlenir, ve acı hikayeler ondan sonra başlar. Haşim'in Diyarbakır'da diş hekimliği muayenehanesi vardır, Piraye'de yanında çalışır ama İstanbullu doğuda çalışan bir bayan olarak çok zorluklar yaşar. Haşim'in ailesi erkek torun ister, Piraye doğum kontrol hapı kullanmasına rağmen hamile kalır ve kız çocuk doğurur. Yeniden çocuk yapmak istediğinde ise kadın hastalığına yakalandığı için bir daha hamile kalamayacağını söyler doktor. Ardından Haşim'in ailesi kuma getirmek isterler ve Piraye bunu öğrenince İstanbul'a tatile diye ailesinin yanına döner. Daha sonra Haşim Diyarbakır'da ayrı bir ev açar ve Piraye'yi İstanbul'dan geri getirmeye gider. Piraye ise döndüğünde üstüne kuma geldiğini öğrenir . Bunun üzerine yine İstanbul'a dönmek ister ama annesinden bir haber alır, babası hastaneye kaldırılmıştır ve daha sonra da ölür. Piraye babasının ofisinde kendi işini sürdürür, ablası kocasından boşanıp bir anaokulu açar. Bu sırada Haşim, gelip gidişlerinden birinde, sırf intikam almak için barışmış gibi yapan Piraye ile birlikte olur. Pirayenin tek amacı erkek çocuk doğurup herkesten intikamını almaktır. Aradan bir süre geçince Piraye, üstüne gelen kumanın doğum yaptığını, ancak boyundan aşağısının felç olduğunu öğrenir. Piraye bebek için üzülür ama yapabileceği birşey yoktur. Bir gün ofisine Haşim gelir, Piraye'nin hamile olduğunu ve erkek çocuk beklediğini öğrenir, çok sevinir. Barışmak isteyen Haşim'i kabul etmeyen Piraye, onu ofisinden yollarken, Haşim son cümle olarak " Bari adını Haşim koy" der. Piraye hayır diyerek onu gönderir. Haşim memleketine döner ve bir süre sonra kanlıları tarafından öldürülür. Piraye bunu öğrenir ve doğan erkek çocuğuna Haşim ismini verir. 

Bu romanı okurken, etkilendiğim yerler oldu demiştim ya, aşağıda bir kaç satırını da sizinle paylaştım. Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim ve yorumlarınızı beklerim.

"Karşımda içi kurumuş; hiç değilse dışını yeşil tutmaya, bedeninde oluşan derin boşluğa karşın ayakta kalmaya çabalayan, yüzlerce yıllık bir ağaç var sanki."

"Can havliyle yarattığım minik çentiklerimin, içine düştüğüm çözümsüzlük dehlizinden çıkmamı sağlayacaklarından emin değilim. Ama, karanlığın ucunda beliriveren, güneş doğumu öncesinin gölgeli aydınlığını çağrıştıran cılız ışığa, sürünerekte olsa ulaşmak zorundayım."

"Yaşamak..Yosun gibi, ot gibi…Ya da yediveren gülleri kıskandıracak verimlilikte. Her yönüyle, yalnızca beni ilgilendiren bir kavram."

"Yazgıymış! İnanmıyorum yazgıya falan... Onu yaratan da, şekillendiren de bizleriz. Benim yazgım kendi çizeceğim yoldur! O yolda beraber yürümeyi kabullendiğim insanı da kimseyle paylaşamam ben..."

2 yorum:

  1. Pİraye tam senlik olup cuk diye oturmuş bazı kısımları ::) Ondan etkilendin senn anladım ben. Birde istersen yüreğim çok sevdiyi oku yine canan tan yine iç burkan bir hikaya. Ben okuduktan sonra ağlamaktan harap oldum yüreğim parçalandı. Ki bu kitabı nişanlım da okudu sana o kadar diyorum :)

    YanıtlaSil
  2. Ayrıca gerçekten herşeyi paşlaşmak burada yazmak çok ama çok keyifli canım. İyiki geldin!!

    YanıtlaSil